Sabahattin Ali(Hayatı ve Eserleri)
Sabahattin Ali
1905′te Gümülcine’nin İğdere köyünde doğdu. Babası piyade yüzbaşısı Ali Sabahattin Bey’in görev yerlerinin sık sık değişmesi sebebiyle, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’in çeşitli okullarında tamamlamıştır. Edremit’e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğundan emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirince parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu’na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, ardından İstanbul Öğretmen Okulu’nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 – 1930). Ülkeye döndükten sonra Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır.
Konya’da bulunduğu dönemde, bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü eleştiren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop Cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü nedeniyle çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara’ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı’na başvurarak tekrar göreve alınmasını istemiştir. Dönemin Bakanı Hikmet Bayur’un “eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini” istemesiyle Varlık dergisinde “Benim Aşkım” isimli şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk’e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü’ne alınmış, Ankara II. Ortaokul’da öğretmenlik yapmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı’nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 – 1945).
İkinci Dünya Savaşı’nın tırmandığı yıllarda Turancı eğilimli yazarlardan Nihal Atsız’ın karalayıcı yazılarından dolayı dava açan Sabahattin Ali, olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul’a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Fakat fıkra yazdığı La Turguie ve Yeni Dünya gazeteleri, iktidarın kışkırtmasıyla meydana gelen Tan olayları esnasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 – 1947). Fakat, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, kapatılmış, yazılar hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazıları sebebiyle üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı “Ne Zor Şeymiş” başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar minnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi”.
Bir taraftan siyasal baskılardan bir taraftan ekonomik sıkıntılardan bazen ruhsal bunalıma giren Sabahattin Ali, yasal yollardan yurt dışına çıkma imkanı da bulamayınca Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiş, bu girişim sırasında sonradan Millî Emniyet’le bağlantısı olduğu anlaşılan Ali Ertekin isimli kaçakçılık da yapan biri tarafından sınırda öldürülmüştür (2 Nisan 1948). Bu cinayetin resmi makamların bir tertibi olup olmadığı sorusu, günümüze kadar aydınlatılamamıştır.
Yazın Hayatı
Sabahattin Ali yazın hayatına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir’de çıkan ve Orhan Şaik (Gökyay) tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926). Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 – 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü “Bir Orman Hikayesi”ni 30 Eylül 1930′da Resimli Ay’da yayımlanmıştır. Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nâzım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: “Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazakâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz”.
Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıkınca, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı “Kanal”, “Kırlangıçlar”, “Arap Hayri”, “Pazarcı”, “Kağnı” (1934 – 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir.
Sabahattin Ali’nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) isimli kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye’de şu övücü satırları yazmıştır: “Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali’nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissettirmekle birlikte, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş. Fakat, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, yalnızca öykü ve roman yazmıştır.
Sabahattin Ali, Varlık’ta Esirler isimli üç perdelik bir oyunda tefrika etmiş (1936), fakat bu türü de bir daha denememiştir.
Eserleri:
Şiir:
Dağlar ve Rüzgâr (1934 – Yeni Eklerle 1943).
Öykü:
Değirmen (1935), Kağnı (1936), Ses (1937), Kağnı – Ses (1943 – İki Kitap Birlikte), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1947).
Roman:
Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1943).
sebahattin ali nin içimizdeki şeytan romanı ilgimi çekti ve hemen internetten ne olduğuna baktım ve dünkü merakımı giderdim sizinde bana önerdiğiniz bir kitap varsa şimdi bekliyorum yazarı önemli değil