crazy monkey games

SAKA (ŞU) DESTANI’NIN TARİHİ KAYNAKLARI VE İÇ YAPISI

TARİHİ KAYNAKLAR

Kaşgarlı Mahmud’un Divan-i Lügati’t Türk’te kaydettiği, destan, ilk görünüşte tarihi yönden Makedonyalı İskender’in İran üzerinden Türkistan’a yaptığı sefer anında, Türk Kağanlarından ŞU’nun davranışları konu olarak işlenmekte ise de, gerçekte, destanın tarihi kaynakları çok daha önceki asırlara çıkmaktadır. Filolojik olarak ŞU kelimesi SAKA adının Yahudilerce bozulmuş şeklidir. (Zeki Velidi TOGAN, Umumi Türk Tarihine Giriş, 21, İstanbul 1946) Kaşgarlı Mahmud’un Şu adı ile kaydettiği destanın, aslında SAKA destanı olduğu anlaşılıyor. Kırgızlar ise ŞU kelimesini ÇU şeklinde etmektedirler. Çin tarihlerinde, ÇU’larla ilgili tarihi izleri M.Ö 1116 Çin tarihlerine karışmış olarak görmekteyiz.

İskitlerin bir bölümü olarak, M.Ö 10-12. yüzyıllarda Sakaların Orta Asya’da buyruk oldukları biliniyor. Sakaların Batı bölümünü meydana getiren İskitler için de Heredot şu kaydı vermektedir:

“En doğrusu olduğuna inandığım bir hikaye daha var, buna göre çoban kabileler halinde Asya’da yaşayan İskitler, Massegetlerin baskısı altında Aras Nehri’nin ilerisine doğru itilmişlerdi.” (Heredot, Heredot Tarihi, 169)

Heredot’un verdiği tarihi bilgi, İskitleri Asya’ya bağladığı gibi, eski Ermeni coğrafyacılarından Khorenli Mases’e ait olduğu kabul edilen Ermeni Coğrafyası adlı eserde kaydedilen, SİYUNİK (Si-Unik) adına ve bu adla tanıtılan yere, İranlılar SİSAKAN adını vermektedirler ki, bu bölge Aras boylarıdır. Siyunik adının kaynağını araştıran Patkanof, bu adın “Si-Unik” adından geldiğini, ve “si sakan” demek olduğunu açıklamaktadır. Baştaki “Sİ” kavim adı olup, Çin kaynaklarında “SU” ve “SO” veya “ÇU”; Kaşgarlı Mahmud’un kaydettiği “ŞU” boyudur. Eski Ermenice’de “SU”, “Si-uni” Si sülalesi anlamınadır. Bu sülale veya boy, İran kaynaklarındaki Si-Sakalarıdır. (Fahrettin KIRZIOĞLU, Kars Tarihi, 93)Si-sakan veya Si-yunik boylarının etnik kaynağını inceleyen Patkanof’un görüşü ile; Si kelimesi kavim adıdır. Çin kaynaklarında görülen So veya Çu diye anılan ve Batı Türkistan’da Çu Irmağı bölgesine adını veren, Sakaların bir boyudur, Si-Sakan ise, Si Sakaları demektir. (Zeki Velidi TOGAN, Umumi Türk Tarihine Giriş, 401, İstanbul 1946)

Çin tarihlerinde varlıkları M.Ö 13. yüzyıla kadar çıkarılan Tik’lerle ÇU’ların akraba olduğunu kabul eden tarihçilerle birlikte, Ord. Prof. Dr. Z. Velidi TOGAN, ÇU’ların Asya’dan Çin’e geçtiklerini kaydetmektedir.

“Arilerin (İranlılar) M.Ö 13. asırda Batı Türkistan’a sokulmaları Türklerin (Sakaların) ÇU sülalesi buyruğunda yaşayan boyların Uzak Doğu’da -Kuzey Çin’de- gözükmelerine sebep olmuştur. Kuzey Çin’de bulunan Tik boylarının buraya M.Ö 13. asırda gelerek Çinlilerle çarpıştıkları bu zamanda, Tiklerin bir kolu gibi gösterilen ÇU (Çinçe, Chou) lar Çin’e girerek M.Ö 1116 yılında kuzeyde Çin kağanlığını elde etmişlerdir.” (a.g.e)

Bu tarihten sonra Çin tarihinde en kuvvetli imparatorluk devrini yaşatan Chou (ÇU) sülalesinin TÜRK soyundan olduğu kabul edilmektedir. (Eberhand, Çin Tarihi, 33, Ankara 1947) Çin’de kağanlığı elde eden ÇU’lar, kendi dinlerini, geleneklerini, hayat anlayışlarını da Çin halkına ve Çin kültürüne kabul ettirmişlerdir. M.Ö 1116-250 döneminde Türk kültürünün, Çin kültürünü aşırı derecede etkilediği Japon bilgelerinden S. OGAVA tarafından açıklanmıştı. (Vilhem KOPPERS, İlk Türklük, Belleten c.5, 1941) Hatta S. OGAVA’nın görüşüne ve yaptığı incelemelere göre, Şangların dili bile Türkçe idi. Çin tarihlerinde SO ülkesi (SU)-ki, Su’ların yaşadığı yer olarak kabul edilmektedir- yine Çin tarihlerinin kaydına göre Göktürklerin atalarının ulu babası olan çocuk, komşuları tarafından kılıçtan geçirilen bu SU veya SO ülkesi halkından geriye kalan ve bir Gök Börü tarafından kurtarılan çocuktur. (Göktürk Destanları) Saka Destanı’nın kuruluşu ise, batıdan gelen düşman bir ordunun baskısı ile Türk Kağanı, Suların kağanı ŞU doğuya çekilmekte ve bu çekiliş etrafında destan gelişmektedir. Batıdan gelen düşman ordusu, İranlıların Asya’da Sakalar üzerine yaptıkları savaşlar ve saldırılar olmalıdır. Gerçek yönüyle, ÇU’ların M.Ö 1116 Çin’e girerek, uzun süre devam eden bir kağanlık kurmaları da İranlıların Asya üzerinde Sakalarla yaptıkları savaşlar SAKA (ŞU) destanının kaynağını meydana getirdiği gibi, bu destan daha sonra ALP ER TUNGA ve OĞUZ destanının çekirdeğini de teşkil etmiştir. (Zeki Velidi TOGAN, Umumi Türk Tarihine Giriş, 401, İstanbul 1946) M.Ö 160 yılında Kaşgar bölgesinde Sakaların buyruk olduklarını Çin tarihleri kaydettiği gibi, bunlar daha sonra GÖK TÜRK KAĞANLIĞI içinde bir boy olarak görülen Karluklarında atasıdır. Altıncı asır Süryani tarihçilerinden, “İskender Romanı”nın yazarı, bu 22 boy için şu kaydı verir:

“İskender’e itaat eden 2 boyun dışında 24. boy demir kapının dışında bırakılmış ve bu 22 boya “HUN” adı verilmiştir.” der. (Tu. Tür. Tarihi, Sh. 413)

İÇ YAPISI

Bu destan, muhtemeldir ki kaynak yönünden, Türk tarihinin en eski devirlerinde meydana gelmiş olaylara dayanmaktadır. Şu Kağan’ın adamları ile birlikte Doğu’ya çekilip gitme olayı. M.Ö 12. asırda İranlılarla yapılan savaşlar sonunda Doğuya çekilmelerinin, Türkler arasında yaşatılan hatıraları ile teşekkül etmiştir. Bu İran ve Saka savaşları sonunda, Sakalara bağlı ÇU’ların (M.Ö 12. yüzyılda) Çin’e girerek Çu hakanları sülalesini kurmaları olayı, destandaki olayla ilişkisi olabilir.

Halk arasında yaşayan bu olayların hatıraları, daha sonraki zamanların olayları ile birleştirilerek, yeni yeni ayrıntılar aldığı anlaşılıyor. Kağanın doğuya çekilmesinden sonra, geride kalan 22 kişiye eklenen 2 aile Kalaçların atası olarak gösterilmektedir. Halbuki Oğuz Kağan destanında da Kalaçların nasıl teşkilatlandırılıp geliştiklerine yer verildiğini görmekteyiz:

“Oğuz Kağan ordusu ile ilerlerken, önüne, her tarafı duvarla örülü kapısı açılmayan bir saraya rastlar. Bu sarayın kapısını açmak için ordusundan Temürdü Kağul adlı bir eri görevlendirdi ve KAL AÇ dedi. Temürdü Kağul’un adı KAL AÇ oldu ve Kalaçlar bunun soyundan geldi.”

Her iki destanda da Kalaç soyunun etnik kaynağının etimolojik yönden destan yapısı içinde yer alışı, her iki destan arasında aynı kaynaktan gelme bir izin varlığını anlatır. Yine SAKA destanında TÜRKMEN sözü daha sonraki asırların düşüncesinin mahsulü olarak destana girmiştir. Çünkü TÜRKMEN sözü, İslamiyet’in Türkler arasında kabulünden sonra gelişen düşünceden doğmuştur. (a.g.e 401-402) M. Önceki çağlarda Türkmen sözünü bulmak mümkün değildir.

İskender’in, (Zülkareyn)Uygur illerine kadar ilerleyişi de tarihi gerçeklere ve olaylara uygun değildir. İskender Asya seferinde Batı Türkistan iline kadar ilerlemiştir. Türk illerinde yaptığı savaşlarda, bilhassa İran üzerinden gelişi, eski İran hükümdarlarının Asya savaşları ile ilgili hatıralara bürünerek destanda yer almıştır. Çu Kağan’ın Doğuya çekilerek tekrar geriye dönmesi ise, eski Türk savaş usullerini hatırlatmaktadır. Türkler, savaşta çok zaman geri çekilerek düşmanı peşlerinden sürükler, onu tabiat olayları ile yıpratarak zayıf düşürürlerdi. Bu oyunu destanda da sezebiliyoruz.

Destanda dikkati çeken başka bir nitelik ise şehirlerin anlatış şeklidir. Destanda ve Kaşgarlı’nın tanımlaması ile:

“O sıralarda Taraz, Isbicap, Balasagun, (Ak Beşim) ve bunun gibi yerler yapılmamışdı, onların hepsi sonradan yapılmışdı. Oralar halkı göçebe idi.” (bk. Saka Destanı)

Destanda tanıtılan o günkü halkın (İskit-Sakaların-Çuların) yaşantısı tarihi kayıtlara da uygundur. İskitlerin göçebe hayatı yaşadıklarını Heredot da kaydetmektedir. Destanda adı geçen şehirlerin, destanda meydana gelen olayların, bilhassa İskender’in Asya seferi anında kurulmamış olmaları dikkati çekmektedir. Tarihi yönden İskender’in Asya seferinde sözü edilen şehirler İskender’den önce kurulmuştu. Halbu ki, destanda anlatıldığı gibi, Şu Kağan’ın doğuya çekilişinde bu şehirler kurulmamıştı. Bu anlatımla destanda olan olayların daha önceki çağlarda meydana gelmiş olduğu anlatıldığı gibi, İskender’den önceki olaylarla da birleştirilmektedir. Kaşgarlı’nın bir kaydına göre, Büyük İskender’in Orta Asya seferinde, Balasagun şehri mevcuttu. (Kaşgarlı Mahmut, Divan-i Lügati’t Türk B.ATALAY tercümesi, c.3, 412, 416) Balasagun’un yakınlarına ise Türkler Şu adını vermektedirler. (Zeki Velidi TOGAN, Umumi Türk Tarihine Giriş, s.14, İstanbul 1946)

Destanda yer alan İskender (Zülkareyn), ise , anlatıldığı gibi Uygur illerine kadar ilerlememiştir. (a.g.e 88) Semerkant’da Türk hakanlarından Kutlançin’in ise ona karşı güçlü ve başarılı savunma yaptığı da bilinmektedir. (a.g.e 21, dipnot) M.Ö çağlarda Asya Türkleri genel olarak Batıdan gelerek İranlılarla sürekli savaşlar yapmış olmaları ve bu savaşların hatıralarına büründürülerek, Doğu Türkistan’a kadar ilerlemiş olan İskender, Türk destanında yer almıştır. Saka destanında sözü edilen ve Kağan Şu’nun ordası olan şehirler, tarihi ve destani kaynaklarda Alp Er Tunga (Afrasiyab) ve Oğuz Kağan’ın da ordası olarak görülmektedir, (bk. Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan destanları). Bilhassa Saka destanında adı geçen “KAL AÇ” ların etimolojik tanıtımı az da olsa Oğuz Kağan destanındaki tanıtmaya yakınlık göstermektedir. Dikkat edilirse, Şu Kağan’ın ordusundan geriye kalan 22 aile ile, onlara iltihak eden 2 aileden, 22 Oğuz boyunun meydana geldiğini, Kal Aç diye tanıtılan 2 aileyi kapalı olarak, Oğuz boyu olduğunu, bunlara ait damgaları kitabında gösterdiğini, Kaşgarlı, açıkça söylemektedir. Bu duruma göre Kaşgarlı Mahmut’un saydığı ve damgalarını tespit ettiği 22 Oğuz boyu, bu 22 ailedir. Diğer taraftan Oğuz Kağan destanında ise (İslami şekli), 24 Oğuz boyu, Oğuz Kağan’ın torunları etrafında kurulan boylardır. Oğuz boylarının teşekkül ediş şekli, farklı olarak anlatılmasına rağmen, iki destanda da yer almış olması, iki destan arasında yakınlığı, Zeki Velidi hocamızın belirttiği gibi, Saka (Şu) destanın, Oğuz destanına bazı unsurlar vermiş olabileceğini anlatmaktadır. Saka destanında Oğuz boyları ve Kalaçların varlığı, daha sonraki asırların düşüncesi olarak destana girmiştir.

Genellikle, İranlılarla Sakaların (Çuların), Orta Asya veya Türkistan’da yapmış oldukları savaşlardan kaynağını alan destan sonraki olaylardan, İskender’in Türkistan üzerine yapmış olduğu sefer ve savaşlardan da bazı hatıralar alarak veya Türk düşüncesi bu hatıraları ilk olaylarla kaynaştırarak, İslamiyet’ten sonra gelişen Türk toplum düzeni ile de birleştirmiş ve Kaşgarlı Mahmud’un tespit ettiği şekliyle destanı kurmuştur.

ÇAĞLARI İÇİNDE TÜRK DESTANLARI / ALİ ÖZTÜRK

Kaynak: www.karalahana.com

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek içingiriş yapmalısınız.